Bir Marka Filminde İlk Otuz Saniye Ne Anlatmalı?
- 22 Ağu
- 1 dakikada okunur
Marka filmi açılıyor: havadan çekilmiş şehir görüntüleri, yavaş müzik, ekranda beliren soyut kelimeler. Otuzuncu saniyede izleyici hâlâ bu şirketin ne yaptığını bilmiyor. Çoğu izleyici zaten o noktaya varmadan çıkmış oluyor.
Kurumsal filmlerin klasik hatası, önemli bilgiyi sona saklamak. Sinemada bu işe yarar çünkü izleyici bileti almış ve koltuğa oturmuştur. Dijital ortamda ise izleyici her an çıkabilir; dolayısıyla en değerli bilgi en başta verilmelidir.
İlk otuz saniyede olması gerekenler:
Ne yaptığınız: Şirketin ne iş yaptığı ilk cümlede ya da ilk görüntüde anlaşılmalı.
Kime hitap ettiğiniz: İzleyici bunun kendisiyle ilgili olup olmadığını hemen anlamalı.
Somut bir sahne: Soyut kavramlar yerine gerçek bir iş anı, izleyiciyi bağlar.
Bir gerilim: Çözülen bir problem ya da cevaplanacak bir soru, izlemeyi sürdürme sebebi verir.
İnsan yüzü: Kurumsal anlatımın en hızlı ısınan öğesi, gerçek bir insanın kadraja girmesi.
Sessiz anlaşılırlık: Ses kapalıyken bile ne izlendiği belli olmalı.
Bu, filmin tamamının hızlı olması gerektiği anlamına gelmiyor. İlk otuz saniye izleyiciyi kazanır; kalan süre hikâyeyi kurar. Ama kazanılmayan bir izleyici için o hikâyenin ne kadar iyi olduğunun hiçbir önemi yok.
Marka filmi bir sunum değil, bir teklif. İzleyiciden zaman istiyorsunuz ve karşılığında ne vereceğinizi baştan göstermeniz gerekiyor. Otuzuncu saniyeye kadar bunu yapamayan film, genellikle kırkıncı saniyeyi hiç görmüyor.


