Trendi Takip Etmek mi, Kendi Dilini Kurmak mı?
- 11 Ağu
- 1 dakikada okunur
Bir geçiş efekti popüler oluyor, bir ay içinde her markanın videosunda beliriyor. Bir renk tonu moda oluyor, feed'ler birbirinin aynı hâle geliyor. Trend takibi kısa vadede işe yarıyor — sonra aynı hızla işe yaramaz oluyor.
Trendlerin doğası bu: erken kullanan fark yaratır, herkes kullandığında ise trend artık ayırt edici olmaktan çıkar. Yani bir trendi takip ettiğinizde, tanım gereği geç kalmış olursunuz. Bu, trendlerin tamamen görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmiyor; ama üzerine marka kurulamayacağı anlamına geliyor.
İkisi arasındaki dengeyi kurmanın yolları:
Trendi biçim olarak alın, kimlik olarak değil: Popüler bir formatı kendi görsel dilinizle doldurmak, taklit etmekten farklıdır.
Kendi dilinizi önce tanımlayın: Sabit bir renk, ışık ve kadraj mantığı olmadan her trend markayı başka yöne savurur.
Hızlı deneyin, hızlı bırakın: Trend içeriği düşük maliyetle test edilmeli; tutmazsa ısrar edilmemeli.
Kalıcı içeriğe yatırım yapın: Trendden bağımsız içerikler yıllarca değer üretir; trend içeriği haftalar.
Uyum kontrolü yapın: Bir trend markanın tonuna uymuyorsa, popüler olması onu doğru yapmaz.
Tekrarla tanınırlık kurun: Ayırt edici olan yeni şey değil, sürekli tekrarlanan şeydir.
Kendi dilini kurmuş bir marka trendleri rahatça kullanabiliyor, çünkü trend onun kimliğinin üstüne geçici bir katman olarak biniyor. Kimliği olmayan marka ise trendden trende savruluyor ve geriye dönüp bakıldığında tutarlı hiçbir şey birikmemiş oluyor.
Trendler geçer, dil kalır. Uzun vadede fark yaratan şey, hangi trendi ne kadar hızlı yakaladığınız değil; trendler geçtikten sonra geriye ne kaldığı.


